Restorana gidiyoruz.
Menüye bakıyoruz.
Sunuma bakıyoruz.
Sandalyenin rahatlığına bile bakıyoruz.

Ama…
O sandalyeden kalkabilecek miyiz, ona bakmıyoruz.
Duvarın rengine dikkat ediyoruz.
Ama o duvarın altında kalıp kalmayacağımızı düşünmüyoruz.
Garsonun ilgisini ölçüyoruz.
Ama acil durumda çıkışı bulabilecek miyiz, onu ölçmüyoruz.
Tatlıyı paylaşıyoruz.
Ama tahliye planını paylaşmıyoruz.
Bu bir tercih meselesi değil.
Bu, alışkanlık meselesi.
Ve biz yanlış alışkanlıklar edindik.
Çünkü bize güvenlik öğretilmedi.
Bize konfor öğretildi.
Bir restorana giriyorsun…
İlk baktığın yer neresi?
Manzara.
Olması gereken neresi?
Acil çıkış.
Masaya oturdun…
Telefonunu koydun.
Menüyü açtın.
Peki hiç düşündün mü:
“Bir sarsıntı olsa nereye kaçacağım?”
Hiç aklından geçti mi:
“Yangın çıksa hangi kapıyı kullanacağım?”
Deprem geldiğinde garson yönlendirmez seni.
Yangın çıktığında menü kurtarmaz seni.
O an…
Sadece sen varsın.
Ve senin hazırlığın.
Bak, çok basit bir güvenlik farkındalığı:
- Girdiğin mekânda en az iki çıkışı gözünle bul
- Oturduğun yerden kaç saniyede ulaşacağını hesapla
- Yangın tüpü var mı, bir saniye bak
- Kalabalık mı, dar mı, kapı kilitli mi… fark et
Bunlar paranoyaklık değil.
Bunlar hayatta kalma bilinci.
Biz hâlâ “mekân güzel mi?” diye soruyoruz.
Kimse “mekân güvenli mi?” diye sormuyor.
Oysa gerçek lüks…
Hayatta kalmaktır.
Unutma:
Bir gün…
Seçtiğin yemek değil,
Seçmediğin çıkış kapısı belirleyecek kaderini.
