Kendinizi adeta Orta Çağ’da hissedeceğiniz bir şehir hayal edin… Daha ilk adımınızı attığınız anda bunu fark ediyorsunuz. Sokaklar, binalar ve her şey sanki başka bir zamandan günümüze ulaşmış gibi.

İşte burası Prag. Avrupa’nın en iyi korunmuş şehirlerinden biri.Tarihi dokusunu neredeyse kusursuz şekilde bugüne taşımış. Hatta şehirle ilgili en dikkat çekici anlatılardan biri de II. Dünya Savaşı dönemine dayanıyor. Rivayetlere göre Adolf Hitler, Prag’ın mimarisine hayran kalmış ve bu yüzden şehri bombalamaktan kaçınmış. Söylentilere göre Prag’ı savaş sonrasında bir “Avrupa vitrini” ya da kültürel merkez olarak kullanmayı planlıyormuş.Prag, savaş boyunca neredeyse hiç zarar görmeden günümüze ulaşan nadir Orta Avrupa şehirlerinden biri.

Sokaklarında yürürken bir anda o kokuyu fark edeceksiniz… Tatlı, tarçınlı, insanın canını çeken bir koku. Şehrin her yerinde var ve sizi ister istemez tezgahlara doğru götürüyor. İşte bu Trdelník. Dışı çıtır, içi çikolata, meyve ve whipped cream ile dolduruluyor; çok lezzetli. Çağ atmosferinin içinde böyle küçük bir tatlı molası vermek de ayrı keyifli.

Ertesi gün rotamızda çok özel bir yer var: Cafe Slavia. Burası sadece bir kafe değil, aynı zamanda edebi bir durak. Nazım Hikmet’in sürgün yıllarında sık sık gelip şiirlerini yazdığı söylenen bu kafede oturmak bambaşka bir his. Vltava Nehri manzarasına karşı, Nazım Hikmet’in fotoğrafının hemen yanında bir şeyler yudumlayıp sohbet etmek… İşte Prag’da yaşanması gereken o anlardan biri.

Prag’ın en etkileyici noktalarına gelirsek; şehrin kalbi diyebileceğimiz Old Town Square mutlaka görülmeli. Buradaki Astronomik Saat, her saat başı küçük bir gösteri sunuyor ve kalabalığı etrafında topluyor. Charles Bridge ise şehrin en romantik noktalarından biri; özellikle gün doğumu ya da gün batımında yürüyüş yapmak unutulmaz.

Şehrin siluetini belirleyen Prague Castle ise adeta bir masal diyarı gibi. Dünyanın en büyük antik kale komplekslerinden biri olan bu yapı, hem mimarisi hem de manzarasıyla büyülüyor. Ve tabii ki Vltava River… Şehri ikiye bölen bu nehir, Prag’a o kartpostallık görüntüsünü kazandıran en önemli detaylardan biri.

Prag öyle bir şehir ki, sadece gezmiyorsunuz… adeta içinde kayboluyorsunuz. Ayrılırken aklınızda tek bir soru kalıyor: “Gerçekten bu kadar güzel olabilir mi?”
