“11 ayın sultanı” olarak anılan bu mübarek ay, sadece bedeni değil, ruhu da arındıran bir terbiye sürecidir. Belirli saatlerde yemek yemeyi erteleyerek sabrı öğreniriz; açlıkla birlikte empatiyi, paylaşmayı ve şükrü içselleştiririz.
Ramazan’ın en güzel yanlarından biri, kuşkusuz aile ve sevdiklerimizi bir araya getiren iftar sofralarıdır. Eş, dost, akraba, komşu… Kimisi evinde hazırladığı tencereyi komşusuna gönderir, kimisi “buyur sofraya” der ve kapısını açar. İhtiyaç sahipleri unutulmaz; bir tabak yemek, bir güleryüz, bazen sadece bir dua paylaşılır. Bu ayda sofralar sadece karın doyurmaz, gönülleri de doyurur.

Türk mutfağının Ramazan’a özgü lezzetleri ise adeta bir kültür mirasıdır. İftarın vazgeçilmez başlangıcı, sıcak Ramazan pidesidir. Ekmek hamurundan farklı ustalıkla yoğrulur, üzerine yumurta ve susamla taçlandırılır; kokusu mahalleyi sarar, eve “iftar vakti geldi” müjdesini verir.
Orucu açarken ilk lokma genellikle hurmadır. Meyve şekeriyle dolu bu mucizevi besin, gün boyu süren açlık ve susuzluk sonrası bedene hızlı enerji verir, bitkinliği uzaklaştırır. Yanında zeytin, peynir, bazen bir iki lokma börek… Sonra mideyi yumuşatan, hazırlayan çorbalar gelir sahneye. Mercimek, yoğurtlu, işkembe ya da ezogelin; hangisi olursa olsun, sıcacık bir kâse çorba oruçlunun en büyük dostudur.
Ana yemekler ise çeşit çeşit: Tane tane pişmiş pilavlar, mevsim sebzeleriyle harmanlanmış et yemekleri, zeytinyağlılar… Gözün doymadığı, midenin şenlendiği bir ziyafet. Yemeğin ardından tatlılar devreye girer. En hafif ve en zarifi güllaçtır belki de. Mısır nişastasından ince yufkalar, ısıtılmış süt ve gül suyuyla ıslatılır, arasına dövülmüş ceviz serpilir, üstüne nar taneleriyle süslenir. Hafif, ferah, Ramazan’a yakışır bir lezzet.
Şerbetler de sofranın serinletici yıldızlarıdır. Gül şerbeti, demirhindi, vişne ya da karışık meyve şerbetleri… Hem susuzluğu giderir hem sindirimi kolaylaştırır hem de ferahlık verir. İftardan sonra “tavşan kanı” kıvamında demlenmiş bir çay ise günün yorgunluğunu alır, sohbeti koyulaştırır. Sahur ise bambaşka bir ritüeldir. Gece yarısı kalkılır, türlü börekler, hamur işleri, kahvaltılıklar… Her yörenin kendine has lezzetleri sofraya renk katar. Kimisi sigara böreğiyle, kimisi katmerle, kimisi de basit bir peynir-zeytinle sahura oturur. Ama ortak nokta aynıdır: Birlikte kalkmak, birlikte niyet etmek, birlikte oruca hazırlanmak.
Ramazan’da en kıymetli şey sofrayı paylaşmaktır. Hiçbir şey olmasa bile komşudan komşuya tabaklar gider gelir. Çocuklar heyecanla “bayram ne zaman?” diye sorar, büyükler ise sabırla “daha var” der. Ve herkes, o bayram sofrasının hayaliyle motive olur.
Bu mübarek ay, bize sabrı, şükrü, paylaşmayı ve bir arada olmanın değerini hatırlatır. Gelin, bu Ramazan’da sofralarımızı sadece lezzetlerle değil, sevgiyle, merhametle dolduralım. Kimseyi aç bırakmayalım, kimseyi yalnız hissettirmeyelim.
Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan… Bereketin, rahmetin ve muhabbetinle gel. Sofralarımız şenlensin, gönüllerimiz ferahlasın.
Hayırlı Ramazanlar.
