Eylülün ilk haftası Kırklareli’nde havanın değiştiği haftadır. Sabahları hava serinler, salkımlar ağırlaşır, şehrin üzerine tatlı bir şıra kokusu çöker. Bu yıl 4-6 Eylül tarihlerinde Yayla Bolluk, Bereket, Hasat ve Bağ Bozumu Şenliği 17. Kez düzenlendi.

Kırklareli Belediyesi ile Kent Konseyi iş birliğinde düzenlenen şenlik, Şevket Dingiloğlu Parkı’ndan başlayan kortej yürüyüşüyle açıldı. Taş evleri ve dar sokaklarıyla tarihi Yayla Mahallesi, üç gün boyunca bağın, emeğin ve bereketin sahnesi oldu.

Açılış gününün en güzel anı sembolik üzüm ezme merasimiydi. Yöresel kıyafetleri içindeki genç kızlar asma dallarıyla süslenmiş ahşap fıçıya girdi, asırlık gelenek bir kez daha yaşatıldı ve taze şıranın tadına birlikte bakıldı. Sofralık ve şıralık kategorilerinde düzenlenen “En İyi Bağ ve Üzüm Üreticisi” yarışmasında dereceye giren üreticiler ödüllerini aldı. Benim için en anlamlı anlardan biri ise vefa ödülüydü. Şenlikten bir hafta önce aramızdan ayrılan bağcı Mehmet Aktaş adına ödül, kendisi de bağcı olan oğlu Hakan Aktaş’a verildi. Bağcılık bir aile mirasıdır; bu ödül o mirasın el değiştirdiği bir an gibiydi.

Bu yılın odağında Kırklareli’nin coğrafi işaretli ürünü hardaliye vardı. Yayla sokaklarındaki stantlarda geleneksel ve modern yöntemlerle üretilmiş hardaliyeler yan yana tadıldı. Bir şehrin kendi ürününü sahiplenmesi, onu dünyaya anlatmasının ilk adımıdır. Coğrafi işaretli ürünlerin yanı sıra şehirde yıllardır süre gelen şenliklerde, davetlerde ya da günlük hayatta yapılıp tüketilen bulama, pekmez ve kuru fasulye de yerini aldı.

Şenliğin en düşündürücü buluşması “Bağ Kültüründen Turizm Değerine: Kırklareli›nin Bağ Mirası ve Geleceği” paneliydi. Kırklareli Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Bahar Bayındır, İl Kültür ve Turizm Müdürü Veli Şen, Ziraat Yüksek Mühendisi Tezcan Alço, Ellez Bağcılık’tan Muaffak Özdil ile aile üreticisi olan Hüren ailesi kentin bağcılık tarihini, bugününü ve turizm potansiyelini masaya yatırdı. Bu köşede aylardır sorduğum soru, yani Kırklareli’nin sofrasının neden hak ettiği sesi bulamadığı, üreticisiyle, akademisyeniyle ve kamu temsilcisiyle aynı masada konuşuldu.

Şenlik yalnızca bağdan ibaret değildi. Çocuklar drama ve “Çömlekçi Tornası” seramik atölyelerinde hem oynadı hem üretti; halk oyunları ekibi yörenin kadim ezgilerini sahneye taşıdı; Mustafa Ermiş›in “Karagöz” yağlı boya sergisi ve KIRKSEDER’in şiir ve müzik dinletisi üç günü dolu dolu geçirdi.

Kırklareli’nde bağ bozumu yalnızca şehir meydanında kutlanmıyor. Trakya Bağ Rotası üzerindeki bağ evleri de her sonbahar kendi hasat programlarını düzenliyor. Lüleburgaz’daki Arcadia Bağları ve Bakucha, bağ ve mahzen turları, tadımlar ve hasat menüleriyle; Karakoç Köyü’ndeki Saranta Bağ Evi ise gün batımı turları ve bağ bozumu etkinlikleriyle misafirlerini ağırladı. Meydandaki coşkulu halk şenliği ile bağdaki sakin, butik hasat deneyimi aynı geleneğin iki yüzü; ikisi birlikte Kırklareli bağcılığının hem kökünü hem geleceğini gösteriyor.

Gelecek eylülde yolunuz Trakya’ya düşerse takviminize bu haftayı işaretleyin: önce Yayla sokaklarında bir bardak hardaliye, ardından bir bağ evinde gün batımı.
